Neden Bos'a Yasiyoruz?



Bir arkadaşım "İbrahim hep boş yaşıyoruz, boşa yaşıyoruz deyip duruyorsun" demişti. Bu söz biraz düşünmeye itti beni.
Neden boş'a yaşıyoruz?
O boşluğu dolduramadığımız için, nasıl dolduracağımızı bilmediğimiz için. Hayatımızda hep boşluklar var. Ve biz bu boşlukları doldurmaya çalışmak yerine, o boşluğun büyüyüp bizleri yutmasına izin veriyoruz. "Böyle gelmiş böyle gider." diyoruz. Ve hâlimizden hep şikayet ediyoruz. Hem hiç bir şey yapma, hem şikayet et. İnsanoğlu işte.
İnsan arayış içinde olmadı. O boşluğun sebebi ne? Nasıl dolar. Tabi Bunlardan önce, kendini tanımalı insan.

Hayalperest


Ve sen bir hayalperest yarattın gidişinle. Hayaline mahkum bir zavallı bıraktın ardında. Hayalle yaşayan, gercek dünyadan soyutlanmıs, hayalinle mutlu mesut biri;  belki de acınası bir deli. Kendi kendine gülen, konusan; geceleri hayaline sarılıp yatan, hayalinle avunmaya çalışan çılgının biri.
Ve sen, artık bir hayalden ibaretsin bende. Gelsen şimdi, değişmem hayalinle seni. Çünkü, tekrar gidişini kaldıramam. Yeniden aynı acıları çekmeyi göze alamam. Yeniden inanamam sana, kanamam. Oysa, hayalin senin gibi mi? Sen gittin gideli bırakmadı beni. Senden boşalan yeri, O doldurdu. Sen, bunca acılarıma sebep iken, O tüm acılarıma son verdi. Gönlümü avuttu, seni unutturdu. Senin yaktığın ateşi O söndürdü; senin açtığın yarayı o kapattı. Sen acıdan baska bır sey vermezken, verdiğin hiç bir sözü tutmazken; O hep senin, söz verip de tutmadığın ne varsa, hepsini yerine getirdi. Sen, gidişinle neleri, yakıp, yıktıysan O hepsini yeniden inşaa etti.
Gidişinle hayalden bir dünya yarattım kendime, ayrılık, üzüntü, özlem gibi olumsuz kelimelerin olmadığı bir yer.
 Ve sen, yoksun artık yâr; sen yokken hayalin oldu bana yâr.

icsel Yolculuk - Bilmemek


Bugün yeni bir şey öğretti hayat bana. Biraz uzun bir yazı olacak galiba, belki de kısa bilmiyorum.
 “Bilmiyorum” kelimesinin ağırlığını yükledi hayat üzerime.
Bilmiyorum deyince ilk önce çocukluğumuza inmemiz gerekir bence. Çünkü biz şimdi neyi bilmiyorsak, neden kendimizden eminde değilsek, hep küçüklükten işlenmedi mi beynimize?
Büyüklerimiz hep sen bilmezsin, yapamazsın, beceremezsin vs. gibi kelimeleri ite kaka sokmadılar mı bilinçaltımızdan içeri? Küçüklükten başlayan bu bilinmezlik, ilerde neler doğuracak bilmediler; beynimize bu kelimeleri yerleştirenler. Hep bir korkaklık, çekingenlik, ben yapamam olgularının hayatımıza nasıl etki edeceğini düşünemediler hiç.

Seni Anlatmak


Aşka dair bütün sözler tükenmiş. Ne kadar söz varsa söylenmiş. İşte ben böyle bir yoklukla yazıyorum seni. Bunca söylenmiş sözlere rağmen seni kendimce birkaç basit cümleye sığdırmaya çalışıyorum. Sana verecek süslü kelimelerim yok benim. Saf aşkla seviyorum ben seni. Hiçbir süs veya takı kullanmadan olduğun gibi, olduğum gibi seviyorum seni.
Zaten aşkın bir kıymeti, sözlerin hiçbir anlamı kalmamış bu devirde. Sanki bir ben varım seven. Bir ben çaresiz, bir ben kalemsiz.
 Seni anlatmak, aşkın varoluşundan beri kullanılan o bayatlamış sözleri tekrar etmekten öteye gitmez bende. Tarifin öyle birkaç basit cümleyle anlatılamaz ki. Ne yazsam sana, ne söylesem basit kalır, güzelliğin karşısında sönük…
Gözlerinden başlasam seni anlatmaya o an donar kalırım. Susarım, ellerim kalemime gitmez. Dilim tutulur biçare kalırım.

Günün Olayı -Ödüllü Soru-



İşten sonra akşamları dershaneye KPSS kursuna gidiyorum. Matematik dersinde Ali hocamız ödüllü bir soru sordu.  Ödül metro.  O akşam derste her verdiği cevabın tersi çıkan(artık nasıl başarıyorsa, orası meçhul) Rahime cevap verdi ve adını tahtaya yazdırdı. Ben de durur muyum tabi hocaya söyleyip Rahime’nin verdiği cevabın tersini yazdırdım. Sonuç soruyu ben bildim. Ödülü ben kaptım.  Rahime’ye teşekkürler…
Ama hocamız sağ olsun hâlâ sözünü tutmadı orası ayrı bir mesele. Artık bu yazıyı okuduktan sonra tutar herhalde…

Sevmek Zormuş

Seni ve sana olan sevgimi anlatamamak. Dilimin ucunda binlerce kelime biriktirip söyleyememek. Zormuş susmak. İçinde fırtınalar koparken gülümseyebilmek…
En zoru seni uzaktan sevmek sanırdım. Sanırdım ama yanıldım. Bırakıp gidince sen beni anladım. Ayrılıkmış en zoru. Severken ayrılmakmış. Gidenin arkasından bir ‘kal’ bile diyememekmiş…
En zoru ayrılık derken. Ayrılık yakıp kavururken yüreğimi. Ellerini bir başkasının avuçları arasında görmekmiş. Sanki ellerin, gözlerin, yüreğin sahipsizmişçesine, bir başkasının benim olana sahip çıkmasıymış…
Ne zormuş sevmek. Herkes sevmenin bir türlüsüne katlanırken. Kimi ayrılık, kimi kavuşmak, kimi sadece aşk için yanarken; bunların hepsini tek tek yaşamak zorunda kalmak zormuş sevgili. Herkes birine dayanamazken, sanki bir sınavmış senin sevdan da ben tek tek geçmek zorunda bırakılmışım. Hepsini geçmeyi başarsam da aşkın ateşine, ayrılığın acısına, seni başka kollarda görmenin zulmüne bile dayanıp geçsem de bu sınavlardan; Tek bir sınavdan kaldım sevgili. Unutmak.

Gittin

Gittin.
Kuru bir elveda, soğuk bir hoşça kal ile veda ettin.
Sen gidince her şey bitecek mi sandın?
Anlayamadın. Beni kendine nasıl bağladığını, âşık ettiğini fark edemedin. Verilen onca yemine, yaşanmamış hayallere, kalbime açtığın derin yaraya aldırmadan giderken kuru bir elveda ettin.
Sandın ki aşk, sadece üç harf, söylendiği gibi kısa ve basit. Âşkın ne olduğunu bilmeden, unutursun, kendine yeni birini bulursun diyerek ardına bile bakmadan gittin. Âşığım dedin. Ama önüne çıkan ilk engelde pes ettin.

Ben Ölürsem


Ben ölürsem karlı bir havada ölmek isterim
 Ben ölürsem eğer hemen gömsünler beni. 
Kar kapatsın üzerimi toprak değil
 Örtsün üzerini
 Hayatta yaşamadıklarımı 
Kimseye anlatamadıklarımı 
Sarsın beni saklasın herkesten
 Karın beyazlığı sarsın bedenimi 
Kimse siyah giymesin cenazemde
 Kimse ağlamasın arkamdan 
Üzülmesin.

Elbet Bir Gün Buluşacağız

Kulağımda bir tını “elbet bir gün buluşacağız”. İşte sadece o gün için yaşıyorum ben. Her şeye rağmen içimde bir ses, “elbet bir gün buluşacağız” ... Biraz maziden konuşacağız. Söyleyemediğimiz, içimizde ne birikmişse bu zamana kadar tek tek anlatacağız. Hayal edip de yaşayamadığımız ne varsa, hepsini yaşayacağız. Daha önce hiç dokunamadığım, ak düşmüş saçlarını okşayacağım. Yılların yıpratamadığı, o tatlı gülüşüne yakından şahit olacağım. Yılların yorgunluğu ile daha da derinleşen kara gözlerine kaptıracağım kendimi.

Seviyorum Bu Halimi

   
Yine dertli, hüzünlü ve yalnızlık doluyum. Her şeye rağmen seviyorum bu hâlimi. Çünkü sebep sensin. Senden gelen ecel bile olsa razıyım. Seviyorum efkârlı, dertli, biçare olmayı. Çünkü aşkın yakıyor beni. Sevmeyenler vardır belki bu hâlimi. Artık bıkanlar bu hâlimden. Varsa öyle birileri, bıraksınlar beni bir köşeye, atsınlar bir kenara. Çünkü sen yetersin bana. Bıraksınlar beni yalnızlığımla bir başına razıyım. İstemem kimseyi yanımda. Aramam yanımda hiç kimseyi. Senden gelen hüzün yeter bana. Kalmasa da arkadaşım, hiç soranım da olmasa. Hayalin yeter bana. Çünkü benim dünyam sen olmuşsun.

 

2010 - 2012 ibrahimballican.com - Tüm Hakları Saklıdır...
Tema : zaferzent.com